"Küçük Kara Balık bunu söyledikten sonra dönüp dolanmaya, o yana bu yana koşuşturmaya ve balıkçılın midesini gıdıklamaya başladı. Minik balık balıkçılın midesinin ağzında hazır bekliyordu. Balıkçıl ağzını açıp da kah kah gülmeye başlayınca minik balık dışarı fırladı ve az sonra da denize düştü. Ne kadar beklediyse de Kara Balık’tan haber yoktu. O sırada balıkçıl kıvranmaya, çığlık atmaya başladı. Sonra çırpınıp süzüldü süzüldü ve şlapp diye suya düştü. Suda da çırpınışını sürdürdü. Yine haber yoktu Küçük Kara Balık’tan...
***
Yaşlı balık masalını bitirdi ve on iki bin yavrusuna ve torununa:
-Artık yatma vakti çocuklar. Gidip yatın bakalım.
Çocuklar ve torunlar:
-Büyükanne, minik balığa ne olduğunu söylemedin.
Yaşlı balık:
-O da yarın akşama kaldı. şimdi yatma vakti. İyi geceler.
On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık “İyi geceler” dileyerek yatmaya gitti. Büyükanne de uykuya daldı. Ama küçük bir kırmızı balık ne yaptı ne ettiyse de uyuyamadı. Sabaha kadar denizi düşündü hep... "
Sevdiceğim denizin ardı sıra kulaç atmak vardı mavi sonsuzlukta..
Küçük Kara Balık olabilmek vardı nehirlerin sığlarında..
Elli altı gün kala ve yaklaşırken adım adım Sakaryama adının yazılı olduğu yüzüğümü kurcalamaya başlıyor adına evlat dediğim öğrencilerim.. Sınav kağıtlarına kalpler çizen, resmimi çizen, bana mektup yazan, kızmayı hiç beceremediğim evlatlarım; seviyor beni.. Her sevişlerinde çentikleri atıyorum mor mercanlarıma.. Yakaladıkları balığın ağzında buldukları deniz atını en gizli hazinelerinin olduğu yere gizliyorlar itinayla minik ellilerim...
Bahar geliyor emekleyerek,biz ise kollarımızı açıp karşısına da geçip şaklabanlıklar yapıyoruz daha çabuk gelebilmesi için.. Ayak bağını kestiriyoruz çığ düşmüş dağlara..
Özledim.
Küçük Kara Balığın denizin tuzuna duyduğu özlem gibi özledim işte seni...
Seni seviyorum...
Gel artık..
Yüz..
Uykuları kaçan küçük kırmızı balığım benim... geldim... şimdi sıra sende. Atla gel artık o denizin tuzlu sularına... birlikte kaybolalım uçsuz maviliklerde...
YanıtlaSil